retweet konusunda yanılan fetva.
eğer retweet başka birinin twitine çökmek olsaydı o zaman kul hakkı yenirdi. ama bir twiti retweet yapınca kimin twiti olduğu ortadadır.
youtube konusunda ise müslüman olmadığım için bir şey diyemeyeceğim ama isa mesih başka insanları günaha düşüren insanların günah işleyen insanlardan daha günahkar olduğunu söylüyor. haliyle insanları günaha teşvik eden youtuberlar hristiyanlık inancına göre halihazırda zaten günah işlemekte.
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
yılın en kısa gündüzü
Bugün 2018in en kısa gündüzü. her zamanki gibi bugünü de league of legends oyanayarak geçiriyoruz..
deli yürek
1998 - 2002 yılları arasına damgasını vurmuş olan, başrolünde kenan imirzalıoğlu'nun yer aldığı eski bir dizidir. yapımcısı osman sınav'dır. miroğlu karakteri dönemi epey etkilemiş, tüm gençler kendisine bir idöl olarak seçim yapmıştır. gerek müziği gerek sahneleri ile halen aklımızdadır.
i. kamehameha
1736-1819 yılları arasında yaşamış ilk hawaii kralı.
kabileler halinde yaşayan hawaiilileri tek bir ulus haline getirmiştir.
kabileler halinde yaşayan hawaiilileri tek bir ulus haline getirmiştir.
asla kabullenemeyeceğimiz şeyler
Şair yürekli adam ne güzel de demiş; "Ok yaydan çıkmışsa bir kere!"
"Geri dönüşü yoktur, gelinen bu noktadan,
Adaleti gözetin, korunun yaş tahtadan,
Öyle bir düşersiniz, kaldıranınız olmaz,
Yuvarlar sizi düşman, uçuruma arkadan."
ölmek kimine göre inanmak,kimine göre cennet-cehennem ama bilinmelidir ki ölmek; insanların gözlerinde yok olmaktır.
"Geri dönüşü yoktur, gelinen bu noktadan,
Adaleti gözetin, korunun yaş tahtadan,
Öyle bir düşersiniz, kaldıranınız olmaz,
Yuvarlar sizi düşman, uçuruma arkadan."
ölmek kimine göre inanmak,kimine göre cennet-cehennem ama bilinmelidir ki ölmek; insanların gözlerinde yok olmaktır.
ilhan berk
Unutulmaz bir sözü
"İstediğin kadar hayatımın kıyısında, köşesinde bulunabilirsin. Üzgünüm ama bir daha asla 'merkezinde' olmayacaksın."
"İstediğin kadar hayatımın kıyısında, köşesinde bulunabilirsin. Üzgünüm ama bir daha asla 'merkezinde' olmayacaksın."
sözlük yazarlarının boyları
182 cm, sözlük ortalaması çok iyi yalnız. swh
viii. henry
28 haziran 1491-28 ocak 1547 tarihleri arasında yaşamış olan ingiltere kralı. tudor hanedanı'nın ikinci kralıdır.
seks yapmak (adam 6 defa evlenmiş ve boşanma sebepleri de esasında hep "yaşlandı artık bu kadın" şeklinde.) ve devlet yönetmekten arta kalan zamanlarında müzikle epey uğraşıyormuş anladığım kadarıyla. zira adamın çeşit çeşit enstrümanları var ve çalmakla da kalmayıp beste yapıyor. hatta ünlü greensleeves şarkısını bu adamın yazdığı söyleniyor hep.
uçkurunun uğruna ingiltere'de kendi kilisesini kurmuştur. zira hristiyanlık inancında boşanmak yasaktır.
bence dananın kuyruğunun koptuğu nokta da burası. bir insan nasıl anglikan olup "ben hristiyanım" der? zira kilise incil ayetlerini reddederek kuruluyor. martin luther'in reformu, reformlar arasında en doğru olandı bence.
bu arada boşadığı eşlerinden bazılarını öldürmüş, bazılarını da "sen artık kendini dine ver bence" deyip manastıra göndermiştir. manastır teklifini reddedenleri de cellada ya da daha büyük cezalara göndermiştir.
bir de kendisi obezmiş ömrünün son dönemlerinde. zaten resimlerinden iri yarı bir insan olduğu anlaşılıyor aslında. 18 yaşındaki portresinde bile şişman birisi olduğu belli. beli 140 cm'e ulaşmış zamanla. hayatının son dönemlerine doğru da mekanik aletler sayesinde ayağa kalkabiliyormuş.
seks yapmak (adam 6 defa evlenmiş ve boşanma sebepleri de esasında hep "yaşlandı artık bu kadın" şeklinde.) ve devlet yönetmekten arta kalan zamanlarında müzikle epey uğraşıyormuş anladığım kadarıyla. zira adamın çeşit çeşit enstrümanları var ve çalmakla da kalmayıp beste yapıyor. hatta ünlü greensleeves şarkısını bu adamın yazdığı söyleniyor hep.
uçkurunun uğruna ingiltere'de kendi kilisesini kurmuştur. zira hristiyanlık inancında boşanmak yasaktır.
bence dananın kuyruğunun koptuğu nokta da burası. bir insan nasıl anglikan olup "ben hristiyanım" der? zira kilise incil ayetlerini reddederek kuruluyor. martin luther'in reformu, reformlar arasında en doğru olandı bence.
bu arada boşadığı eşlerinden bazılarını öldürmüş, bazılarını da "sen artık kendini dine ver bence" deyip manastıra göndermiştir. manastır teklifini reddedenleri de cellada ya da daha büyük cezalara göndermiştir.
bir de kendisi obezmiş ömrünün son dönemlerinde. zaten resimlerinden iri yarı bir insan olduğu anlaşılıyor aslında. 18 yaşındaki portresinde bile şişman birisi olduğu belli. beli 140 cm'e ulaşmış zamanla. hayatının son dönemlerine doğru da mekanik aletler sayesinde ayağa kalkabiliyormuş.
ingiltere
orta çağda ve rönesans döneminde soyluların kuşların ötüşüne çok değer verdiği ülke.
kuşunuz ne kadar farklı sayıda ötüyorsa o kadar itibarınız yüksek oluyormuş. bu sebeple soylular kuşlarının ötüşü değişsin diye kuşları için müzisyenler tutuyorlarmış. kuşlara ötüş öğretme işlemine de "to record" deniliyormuş.
blok flütün karşılığı olan "recorder" kelimesinin kökenlerinden birisi de buymuş.
kuşunuz ne kadar farklı sayıda ötüyorsa o kadar itibarınız yüksek oluyormuş. bu sebeple soylular kuşlarının ötüşü değişsin diye kuşları için müzisyenler tutuyorlarmış. kuşlara ötüş öğretme işlemine de "to record" deniliyormuş.
blok flütün karşılığı olan "recorder" kelimesinin kökenlerinden birisi de buymuş.
sözlük yazarlarının boyları
belli bir zamandan sonra yaş aldıkça kısalandır. *
meyve suyu çalıp tutuklanmak
çocuk 18 yaşındaymış. şimdiki nesil gittikçe daha geç olgunlaşıyor. daha anlık kararları var. kendi 18 yaşımı hatırladığımda dahi pek çok saçmalıklar yaptığımı hatırlıyorum.
bu tarz suçlarda siciline geçmeyecek şekilde toplum hizmeti vermek o genci hapishanelerde tutmaktan bin kat iyidir. ergenlik bir zor dönemdir ve yaptıkları devlet tarafından da daha hoşgörülü karşılanmalıdır.
annesi babası ve kendisi adına çok üzüldüğüm genç.
bu tarz suçlarda siciline geçmeyecek şekilde toplum hizmeti vermek o genci hapishanelerde tutmaktan bin kat iyidir. ergenlik bir zor dönemdir ve yaptıkları devlet tarafından da daha hoşgörülü karşılanmalıdır.
annesi babası ve kendisi adına çok üzüldüğüm genç.
anın fotoğrafını paylaş

sözlük yazarlarının boyları
1.80 + kdv.
insanlar kötü müdür
Üniversite profesörü, öğrencilerine su soruyu sorar;
- “Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?..”
Bir öğrenci ayağa kalkar ve cevaplar.
- “Evet, her şeyi Tanrı yarattı!..”
Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine “Evet efendim” diye cevaplar...
Profesör devam eder.
- “Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise kötülüğü yaratan da Tanrı'dır... Çalışmalarımızda uyguladığımız kesinleştirme prensibine göre de kötülüğü yaratan olduğuna göre, Tanrı kötüdür...”
Çocuk, profesörün bu mantık yürütmesi karşısında şaşırır ve yerine oturur...
Profesör, Tanrı'nın insanların içinde yarattığı bir efsane olduğunu aklı sıra kanıtlamış olmaktan mutludur...
***
Bunun üzerine başka bir öğrenci ayağa kalkar ve profesöre şu soruyu sorar:
- “Soğuk var mıdır sayın Profesör?..”
Profesör şaşırır:
- “Nasıl bir soru bu böyle?.. Tabii ki var” diye cevaplar...
“Sen hiç soğukta üşümedin mi?..”
Bunun üzerine çocuk şöyle söyler:
“Hayır profesör, aslında soğuk yoktur... Fizik yasalarına göre gerçek hayatta biz 'sıcaklığın yokluğu'na 'soğuk' adını veririz... Aslında soğuk diye bir şey yoktur... O sadece sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için ürettiğimiz bir kelimedir” der ve devam eder.
- “Karanlık var mıdır profesör?..”
Profesör cevap verir:
- “Tabii ki vardır... Sen hiç karanlıkta kalmadın mı?..”
Çocuk bir kez daha atılır:
- “Korkarım gene yanılıyorsunuz Sayın Profesör... Çünkü esasında karanlık diye bir şey de yoktur... Gerçek yaşamda karanlık; 'ışığın yokluğu'na verilen addır...
Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız...
Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz....
Fakat karanlığı ölçemeyiz...
Bir basit ışık karanlık bir mekânı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar...
Çünkü gerçekte karanlık yoktur, ışıksızlık vardır...
mesela siz uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz?..
Işığın miktarını ölçerek!..
Bu doğrudur değil mi?..
Öyleyse karanlık denilen şey, insanlar tarafından ışığın olmadığını anlatmak amacıyla kullanılan kelimedir...”
***
Profesör afallamıştır ve çocuk son darbeyi vurur:
- “O zaman size son bir soru daha sormak isterim Sayın Profesör... Şeytan var mıdır?..”
Profesör bu kez pek emin olamamakla birlikte yine de cevaplar..
- “Vardır... Açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde görürüz...
O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır...
Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey değildir...”
Çocuk “hayır anlamında” başını sallar profesöre...
- “Şeytan yoktur efendim... Yani kendi başına yoktur...
Şeytan basit olarak Tanrı'nın yokluğudur...
O aynen karanlık ve soğukta olduğu gibi insanın Tanrı'nın yokluğunu tarif etmek için yarattığı bir kelimedir...
Kötülük ve Şeytan, insanın Tanrı'yı ve sevgisini yüreğinde hissetmediği zaman yaptıklarına verilen addır...
O, aynen sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz 'soğuk', ya da ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz 'karanlık' gibidir...
Şeytan ve kötülük, Tanrı'nın içimizde olmadığı anda yaptıklarımıza verdiğimiz addır...”
***
Profesör kürsüde afallamıştır...
Fizik yasalarından hareket ederek bu soruları soran ve cevapları vererek profesörü allak bullak eden genç öğrencinin adı Albert Einstein'dır...
zannımca tanrı şeytan yerine iyilik kötülük koyarsak insanlara genelleyebiliriz.
- “Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?..”
Bir öğrenci ayağa kalkar ve cevaplar.
- “Evet, her şeyi Tanrı yarattı!..”
Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine “Evet efendim” diye cevaplar...
Profesör devam eder.
- “Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise kötülüğü yaratan da Tanrı'dır... Çalışmalarımızda uyguladığımız kesinleştirme prensibine göre de kötülüğü yaratan olduğuna göre, Tanrı kötüdür...”
Çocuk, profesörün bu mantık yürütmesi karşısında şaşırır ve yerine oturur...
Profesör, Tanrı'nın insanların içinde yarattığı bir efsane olduğunu aklı sıra kanıtlamış olmaktan mutludur...
***
Bunun üzerine başka bir öğrenci ayağa kalkar ve profesöre şu soruyu sorar:
- “Soğuk var mıdır sayın Profesör?..”
Profesör şaşırır:
- “Nasıl bir soru bu böyle?.. Tabii ki var” diye cevaplar...
“Sen hiç soğukta üşümedin mi?..”
Bunun üzerine çocuk şöyle söyler:
“Hayır profesör, aslında soğuk yoktur... Fizik yasalarına göre gerçek hayatta biz 'sıcaklığın yokluğu'na 'soğuk' adını veririz... Aslında soğuk diye bir şey yoktur... O sadece sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için ürettiğimiz bir kelimedir” der ve devam eder.
- “Karanlık var mıdır profesör?..”
Profesör cevap verir:
- “Tabii ki vardır... Sen hiç karanlıkta kalmadın mı?..”
Çocuk bir kez daha atılır:
- “Korkarım gene yanılıyorsunuz Sayın Profesör... Çünkü esasında karanlık diye bir şey de yoktur... Gerçek yaşamda karanlık; 'ışığın yokluğu'na verilen addır...
Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız...
Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz....
Fakat karanlığı ölçemeyiz...
Bir basit ışık karanlık bir mekânı aydınlatarak karanlığı kırmış olur yani karanlığı geçersiz kılar...
Çünkü gerçekte karanlık yoktur, ışıksızlık vardır...
mesela siz uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz?..
Işığın miktarını ölçerek!..
Bu doğrudur değil mi?..
Öyleyse karanlık denilen şey, insanlar tarafından ışığın olmadığını anlatmak amacıyla kullanılan kelimedir...”
***
Profesör afallamıştır ve çocuk son darbeyi vurur:
- “O zaman size son bir soru daha sormak isterim Sayın Profesör... Şeytan var mıdır?..”
Profesör bu kez pek emin olamamakla birlikte yine de cevaplar..
- “Vardır... Açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde görürüz...
O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır...
Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey değildir...”
Çocuk “hayır anlamında” başını sallar profesöre...
- “Şeytan yoktur efendim... Yani kendi başına yoktur...
Şeytan basit olarak Tanrı'nın yokluğudur...
O aynen karanlık ve soğukta olduğu gibi insanın Tanrı'nın yokluğunu tarif etmek için yarattığı bir kelimedir...
Kötülük ve Şeytan, insanın Tanrı'yı ve sevgisini yüreğinde hissetmediği zaman yaptıklarına verilen addır...
O, aynen sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz 'soğuk', ya da ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz 'karanlık' gibidir...
Şeytan ve kötülük, Tanrı'nın içimizde olmadığı anda yaptıklarımıza verdiğimiz addır...”
***
Profesör kürsüde afallamıştır...
Fizik yasalarından hareket ederek bu soruları soran ve cevapları vererek profesörü allak bullak eden genç öğrencinin adı Albert Einstein'dır...
zannımca tanrı şeytan yerine iyilik kötülük koyarsak insanlara genelleyebiliriz.