Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

murat özdemir'in özür açıklaması yapması

yola park eden arac yola park eden arac · 18.03.2019 01:18 · 652 · #50936
murat chef olarak bilinen omurgasız, murat özdemir'in papağana işkence etmesi olayının ardından akıl hastanesine yatırılmıştı. yeni yayınlanan video ile herkesten ve papağanından özür dilediği görülüyor. masum bir canlının hayatını kaybetmesine neden ol sonra özür dile. umarım o tıkılı kaldığı akıl hastanesinden hiç çıkamaz.

YouTube video
Upvote 1
Downvote 0
0

şipka geçidi

horasan horasan · 18.03.2019 01:03 · 1799 · #50929
Hristiyan Teröristin Bahsettiği ŞIPKA GEÇİDİ OLAYI NEDİR?

Yeni Zellanda katilinin silahının üzerinde Şipka Geçidi ismi yazılıydı. Şipka Geçidi olayı tarihimizde bir çok tarihçinin bile bilmediği çok detay ve ayrıntılı bir tarihi olaydır. Bizim bilmediğimiz ve hatta unuttuğumuz, unutturulduğumuz ve unutmaya terk edildiğimiz bu olayı dünyanın öbür ucundaki katil biliyordu ve bu ne demek oluyordu?
Bu tür stratejik soruları istihbaratçılar araştırsın, biz Şıpka Geçidi olayının ne olduğunu kısaca anlatalım:
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın Plevne Savunması hattında gerçekleşen önemli stratejik savaşlarımızdan birisidir. Şıpka Geçidi, Bulgaristan'ın tam ortasında Balkan dağları üzerinde, 1329 metre rakımlı ve askeri açıdan stratejik bir geçittir.
General Jozef Vladimiroviç Gurko komutasındaki Rus ordusu, Balkanları aşmak için Şıpka Geçidini aşması gerekiyordu fakat burada 4000 kişilik bir Osmanlı Ordusu beklenmedik şekilde direniş gösterdi. Uzun mücadelelere rağmen Osmanlı Ordusunu yerinden kıpırdatamayan Ruslar, bir sabah uyandıklarında Osmanlı Ordusunun mevzilerini terk edip geri çekildiğini hayretle görerek geçitleri ele geçirdiler.
Osmanlı Ordusunun neden geri çekildiği ve geri çekilme emrini kimin verdiği anlaşılmadı. Böylece çok stratejik bir mevki düşmana teslim edildi. Bu mevkinin düşmesi Edirne yolunu açmış oluyordu. Eğer Osmanlı Kurmayları bilmeden geri çekilmişlerse 500 yıl yönettikleri Balkanları tanımadıklarını ve bölgenin topografyasını bilmediklerini göstermektedir.
Şıpka Geçidi'nin düşman eline geçtiği haberi alınınca hemen alel acele Süleyman Hüsnü Bey komutasında bir ordu gönderildi. Her ne kadar Şıpka Geçidi stratejik olarak önemli olsa da bu sırada Plevne'de kuşatılmış olan Osman Paşa'ya yardıma gitmek daha önemliydi. Çünkü Osman Paşa'nın kurtarılması bölgedeki askeri kurtaracağı gibi o askerle Şıpka tekrar alınabilirdi. Fakat Süleyman Hüsnü Paşa (Kendisi aynı zamanda iyi bir yazardır. Dönemin harp okulu kitaplarını yazmıştır.) Şıpka Geçidini almayı tercih etti ve 30 bin askerini boşu boşuna 4 ay burada oyaladı ve bu süre zarfında Osman Paşa yenilerek teslim oldu. Bu durum onu da saldırıya açık hale getirdi.
Osman Paşa'yı yenen Rus ordusu tamamen serbest kaldığından 60 bin kişilik orduyla Süleyman Hüsnü Paşa'yı da yenip Sofya'ya girerler. Tüm Osmanlı Ordusu yenilmiş ve İstanbul yolu açılmıştır.
Osmanlı - Rus savaşındaki yenilginin müsebbibi olarak görülen Süleyman Hüsnü Paşa divan-ı harpte yargılanıp idama mahkum edildi. Fakat ll. Abdulhamid onu Bağdat'a sürgüne gönderdi ve orada vefat etti. Kaderin cilvesine bakın ki Mithat Paşa'nın ekibinden olan Paşamız Kanuni Esasi hazırlanırken Sultan ll. Abulhamid'den sürgün cezalarının kaldırılmasını talep etmiş ve bu talebi red edilmişti. Eğer Sultan onun talebini kabul etmiş olsaydı kendisi sürgün edilemediği için belki de idam edilecekti....
Saygı ve Adalet le
#horasan
Upvote 1
Downvote 0
1

yerli otomobil

nushirevan nushirevan · 18.03.2019 00:55 · 2162 · #50926
İlk haberi çıktığında fotoğrafına bakıp "taklit" denilen otomobil prototipidir.

Entry görseli


Güney Koreli Hyundai ve Kia: Ford lisansıyla montaj yapmaya başladı. 1974'ten bu yana kendi markasını üretiyor. Hatta 1991'de motor dahi üretti. Şimdi Mitsubishi'ye motor satıyor.

İranlı Samand: Peugeot, Rus Lada, Fiat firmaların lisansıyla üretip, sonra kendi markasıyla yola devam etti.

Malezyalı Proton: Teknolojisini Japon Mitsubishi'den bire bir kopyaladı.

Japon Toyota: Üretimine Ford'u taklit ederek başladı, zamanla özgünleşti.

Çinli LandWind: Jaguar Land Rover 'ın tepeden tırnağa aynısını kendi üreterek piyasaya sundu.

Alman Volkswagen: Polo adında bir araba üretirken, Çekler Skoda Fabia ve İspanyollar Seat Ibiza 'yı aynı model ve komponentte piyasaya sürdü.

Alman Opel: Corsa'yı ürettiğinde, benzeri Ford Fiesta ortaya çıktı. Opel, Meriva modelini ortaya koyduğunda, Ford Fusion aynadaki yansıması gibiydi. Kopyalanmaktan bıkmış olmalı ki bu defa Opel (yeni) Astra modelinde, Peugeot 307'den ilham almışa benziyordu.

ne Korelilerde, Japonlarda, Çinlilerde,
ne İranlılarda, Malezyalılarda,
ne Amerikalılarda,
Ne Alman ne de Fransızında, rakiplerinden önce kendi halkından ''taklit!'' sesleri duyulmadı..

Bu gurur(!) sadece bizlere mahsus.
Upvote 3
Downvote 0
1

türkiye'den bilim insanı çıkmamasının sebebi

kerim kerim · 18.03.2019 00:19 · 2593 · #50912
Beyin göçü kavramını ilk duyduğumda bunun neden ülkemize olumsuz etkileri olduğunu, kalanların bu boşluğu neden dolduramadığı gibi sorular zihnimi epeyce meşgul ederdi.
Kendisini geliştirmek ve daha iyi şartlarda yaşayıp çok gelir elde etmek için eskiden ABD veya Batı'ya göç eden nitelikli insanlara saygı duymakla birlikte bugün ülkemizde Beyin Göçü için yeterli neden olmadığını düşünüyorum. Çünkü bugün araştıran, geliştiren ve üreten Bilim İnsanlarına fırsat ve imkân tanınmakta ve devletimiz her konuda destek olmaktadır…
Bizim konumuz ise kendisi ülkemizde oksijen teneffüs etmeye devam edip de beynini yabancı ülkelere mülteci bırakmış insanlarla birlikte az gelişmiş beynini de yanına alıp giden/kaçan hainlerdir. Bunun yanında burada yaşayıp da beynini ABD, Avrupa ya da diğer Batılı güçlere emanet edip olanca ağırlığını ülkemizde bırakmış zevattan bahsediyorum. Çünkü bunlar bize ve ülkemize aidiyet hissetmeyip hep yabancı kaldılar. Her zaman bizimle ilgili düşünceleri Batılı düşünür, medya ve kültürünün gözünden oluşmuş olup asla yerli bir bakış açısı kazanmış değillerdir.
Bugün ülkemizdeki demokratikleşme ve millet iradesinin pekiştiği bir ortamı hazmetmekte güçlük çeken insanların sanki kendinde bir keramet varmış gibi ülkeyi terk etmekten bahsetmesi de az gelişmiş beyin göçü olarak değerlendirilebilir. Müslüman bir toplum olduğumuzu kabullenmekte güçlük çeken bu insanlar her fırsatta “bu ülkede yaşanmaz” derler ve hemen bir Avrupa ülkesini örnek gösterirler. Üstad Cemil Meriç'in bir sözü aklıma geldi şimdi! Demek ki az gelişmiş beyin modeli yeni değil eski bir model ki daha o zamanlar üstad bu konuda gerekeni söyleyerek çok önemli bir teşhis yapmıştır:
“Her dudakta aynı rezil şikâyet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır.Türk aydını, Kitâb-ı Mukaddes'in Serseri Yahudisi... Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil kompleksi.
Kabil kompleksiyle Meriç, kendinden daha iyi, başarılı olana tahammül edememenin verdiği hazımsızlıkla işlediği cinayeti unutmak için vaka mahallinden uzaklaşan, vicdanın sesini yad ellerde unutmağa çalışan bedbahtın karanlık ve günahkar duygularını anlatırken Serseri Yahudi ile de sandallarını tamir ettirmek isteyen Hz. İsa'yı tanımayıp kovan ve Tanrı'nın gazabına uğrayarak kıyamete kadar dolaşmağa mahkûm edilen ayakkabı tamircisi Yahudi'yi anlatır. Bu Yahudi bir felaket taşıyıcısıdır ve uğradığı her ülkede veba çıkar. (Bu Ülke, Cemil Meriç)
Beyin göçü denince bir anlam karmaşasından bilgi kirliliğine hatta hasbel kader ülkemizden göçen herkesin kendinde bir keramet arayıp ülkenin zor durumda kaldığını düşünmesine kadar bir sürü soru karşımıza çıkmaktadır! Batının maddi anlamda bizden ileride olduğunu kabul etmekle beraber bu zevat, bizdeki olumlu gelişmeleri hep küçümserler ve asla tatmin olmazlar. Onlar için Nietzsche'nin dediği Muhyiddin-i Arabi'nin sözlerinden daha değerlidir. Kendisi bu ülkede kalıp da beyni mülteci olanlar için ne söylesek azdır!
Çocuklarımız için de aynı şekilde yıllarca Batılı değer yargıları ile büyütüp yetiştirmekle ilgili popüler bir kültür baskısı oldu. Bireyselleşme ve özgürleşme baskısı bulaşıcı bir hastalık gibi toplumumuza sirayet etmişti. Oysa çocuklarda gelişim ihtiyaçlarının üzerindeki özgürlük onları yalnızlaştırır ve mutlu etmez…
Bugün artık kendimizle, tarihimizle, mirasımızla barıştığımız ve kendimizle yüzleşmeye başladığımız bir dönemin içindeyiz. Elbette sorunlarımız var, elbette kendimiz olmanın bir bedeli olacaktır. Ya onların istediği gibi yaşayıp kendimiz olamadığımız gibi onlar gibi de olamayacağız ya da milletçe mutlu ve başarılı olmak istiyorsak kendimiz olacağız.
Upvote 5
Downvote 0
2