Allah muhafaza seçimler ertelense cemi cümlesinin hafız olabilitesi yüksek.
Not: hafızlık manevi anlamı ile değil, sadece bir şeyi hıfzeden anlamında kullanılmıştır.
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
insanın ölümü
Ölmeden önce gerçekleştiyse ne mutludur insana!
İnsanın yaradılışı hayatta kalmak üzerine kurgulanmıştır. En küçük hücrenden başlayan bu amaç, bedenin daha uzun süre hayatta kalması için her an mücadele eder. Kafanda canlanan organ nakli, cilt gençleştirici kremler, botokslar, gerdirme ameliyatlarından bahsetmiyorum. Hani o yere düştüğünde kanayan dizinin, bir süre sonra kanamasının durmasından bahsediyorum. Yara zarar görmesin diye üzerinin sert bir kabukla bağlanması ve iyileşene dek bu korumanın ortadan kalkmamasını diyorum.
Hayatta kalmaya odaklı beyin; öyle ustaca programlanmıştır ki, çok üzüldüğünüz, etkisinden zorlukla kurtulduğunuz olaylar silsilesini hafızanızın geri dönüşüm kutusuna atarak, çokça hatırlamamanızı ve yaşama yönelik faaliyetlerinize engel olmamasını sağlar. Örneğin çok mutlu olduğunuz anların detayları, çok üzüldüğünüz bir olaydakinden çok daha net piksellere sahiptir. Bu optimist işletim sistemi bir anlamda beynin de otonom antivirüs yazılımıdır. Çıkar amaçlı ahlaki çöküntülerimiz de, yataktan düşmek üzereyken seni uyandıran dürtü de aynı "hayatta kal" sisteminin birer doğal sonucudur.
Bir meyve ağacı bile, yeşerip meyvesini verir. Meyveyi insan yese de yemese de bir zaman sonra çekirdeği yere düşüp yeni bir meyve ağacı olmaya adaydır.
Peki alemdeki her nesne; hayatta kalmak üzerine programlanmışken, neden "ölmeden ölünüz" denilmiştir?
Mevlana şöyle anlatır:
Vaktiyle bir tüccarın, konuşkan bir papağanı vardır. Kafesteki papağanı gören herkes onun kabiliyeti karşısında hayran kalır. Tüccar durumdan hoşnuttur ama papağan kafeste mahkum olmanın sancılarını da çekmektedir.
Günlerden bir gün, tüccar Hindistan'a yolu düşecektir. Hal lisanı ile kafesteki papağanına bir isteği olup olmayacağını sorar. Papağan derin bir "Aaah.." çeker ve söylenir:
- Hindistana gidince o hür papağanlara de ki "eey hür papağanlar! Bu zavallı mahkum bir tuzağa düştü de ömür boyu hapse düştü. Siz güneşin doğuşunu, seher yelini kanatlarınızın altında hissederken ben burada parmaklıkların ardında çürümeye mahkumum. Bu Allah'tan reva mıdır? Sizlere selam ederim ve bir çare isterim. Bana rehberlik ediniz ki bu zilletten kurtulayım"
Tüccar papağanın haline üzülür ama onu serbest bırakmayı da kabul etmez. Papağanın selamını ileterek vicdanını hafifletmeyi amaçlar.
Nitekim Hindistana gidince, yine aynı hal ile ağaç dallarına konmuş rengarenk papağanlara, kafesteki papağanının acı feryadını iletir. Hikaye bu ya, bunu dinleyen papağanlardan biri o kadar üzülür ki, titrer ve yere düşer. Tüccar bir papağanın ölümüne sebebiyet vermenin korkusuyla hızla evine döner. Kafesteki papağana selamını ilettiğini ve bir papağanın dinlediklerine dayanamayıp, titreyip can verdiğini söyler. Bunu dinleyen kafesteki papağan, titrer ve hareketsiz bir şekilde kafesin dibine düşer..
Tüccar ne büyük bir günaha girdiğini düşünür. İki canlının istemeyerek de olsa ölümüne sebep olmuştur. Vicdan azabıyla kafesteki kuşunu gömmek üzere çukurun yanına koyar. Bir anda canlanan kuş, kanatlarını çırpıp havalanır.
Tüccar kuşuna dönüp:
-Ey benim yoldaşım, ey güzel kuşum. Sen hindistandaki papağandan ne telakki ettin ki bana bu oyunu oynadın? Allah aşkına söyle! der..
Papağan eski sahibine dönüp şöyle der:
- Haberini getirdiğin hind papağanı bana çare oldu. Sessizliği ile bana rehber oldu. Demiş oldu ki "seni kafese koyan dilin! Aklını başına topla, sen de benim gibi öl!" dedi.. Ben de onu yaptım, der.
Hz.Mevlana, papağanın diliyle tüccar'ın nezdinde hepimize nasihat eder:
-Ey efendi! Ben esirlikten ölmeden önce ölerek kurtuldum; şimdi asıl geldiğim yere, vatanıma dönüyorum. Sen de benim gibi yaparsan, ten kafesinden selametle kurtulur, hürriyete kavuşarak asli vatanına, yani baban Hazret-i Adem'in geldiği yer olan cennete dönersin!.. Bu çamur bedenden sıyrılıp ulviyete kavuşursun; çok yücelirsin!..”
İnsanın yaradılışı hayatta kalmak üzerine kurgulanmıştır. En küçük hücrenden başlayan bu amaç, bedenin daha uzun süre hayatta kalması için her an mücadele eder. Kafanda canlanan organ nakli, cilt gençleştirici kremler, botokslar, gerdirme ameliyatlarından bahsetmiyorum. Hani o yere düştüğünde kanayan dizinin, bir süre sonra kanamasının durmasından bahsediyorum. Yara zarar görmesin diye üzerinin sert bir kabukla bağlanması ve iyileşene dek bu korumanın ortadan kalkmamasını diyorum.
Hayatta kalmaya odaklı beyin; öyle ustaca programlanmıştır ki, çok üzüldüğünüz, etkisinden zorlukla kurtulduğunuz olaylar silsilesini hafızanızın geri dönüşüm kutusuna atarak, çokça hatırlamamanızı ve yaşama yönelik faaliyetlerinize engel olmamasını sağlar. Örneğin çok mutlu olduğunuz anların detayları, çok üzüldüğünüz bir olaydakinden çok daha net piksellere sahiptir. Bu optimist işletim sistemi bir anlamda beynin de otonom antivirüs yazılımıdır. Çıkar amaçlı ahlaki çöküntülerimiz de, yataktan düşmek üzereyken seni uyandıran dürtü de aynı "hayatta kal" sisteminin birer doğal sonucudur.
Bir meyve ağacı bile, yeşerip meyvesini verir. Meyveyi insan yese de yemese de bir zaman sonra çekirdeği yere düşüp yeni bir meyve ağacı olmaya adaydır.
Peki alemdeki her nesne; hayatta kalmak üzerine programlanmışken, neden "ölmeden ölünüz" denilmiştir?
Mevlana şöyle anlatır:
Vaktiyle bir tüccarın, konuşkan bir papağanı vardır. Kafesteki papağanı gören herkes onun kabiliyeti karşısında hayran kalır. Tüccar durumdan hoşnuttur ama papağan kafeste mahkum olmanın sancılarını da çekmektedir.
Günlerden bir gün, tüccar Hindistan'a yolu düşecektir. Hal lisanı ile kafesteki papağanına bir isteği olup olmayacağını sorar. Papağan derin bir "Aaah.." çeker ve söylenir:
- Hindistana gidince o hür papağanlara de ki "eey hür papağanlar! Bu zavallı mahkum bir tuzağa düştü de ömür boyu hapse düştü. Siz güneşin doğuşunu, seher yelini kanatlarınızın altında hissederken ben burada parmaklıkların ardında çürümeye mahkumum. Bu Allah'tan reva mıdır? Sizlere selam ederim ve bir çare isterim. Bana rehberlik ediniz ki bu zilletten kurtulayım"
Tüccar papağanın haline üzülür ama onu serbest bırakmayı da kabul etmez. Papağanın selamını ileterek vicdanını hafifletmeyi amaçlar.
Nitekim Hindistana gidince, yine aynı hal ile ağaç dallarına konmuş rengarenk papağanlara, kafesteki papağanının acı feryadını iletir. Hikaye bu ya, bunu dinleyen papağanlardan biri o kadar üzülür ki, titrer ve yere düşer. Tüccar bir papağanın ölümüne sebebiyet vermenin korkusuyla hızla evine döner. Kafesteki papağana selamını ilettiğini ve bir papağanın dinlediklerine dayanamayıp, titreyip can verdiğini söyler. Bunu dinleyen kafesteki papağan, titrer ve hareketsiz bir şekilde kafesin dibine düşer..
Tüccar ne büyük bir günaha girdiğini düşünür. İki canlının istemeyerek de olsa ölümüne sebep olmuştur. Vicdan azabıyla kafesteki kuşunu gömmek üzere çukurun yanına koyar. Bir anda canlanan kuş, kanatlarını çırpıp havalanır.
Tüccar kuşuna dönüp:
-Ey benim yoldaşım, ey güzel kuşum. Sen hindistandaki papağandan ne telakki ettin ki bana bu oyunu oynadın? Allah aşkına söyle! der..
Papağan eski sahibine dönüp şöyle der:
- Haberini getirdiğin hind papağanı bana çare oldu. Sessizliği ile bana rehber oldu. Demiş oldu ki "seni kafese koyan dilin! Aklını başına topla, sen de benim gibi öl!" dedi.. Ben de onu yaptım, der.
Hz.Mevlana, papağanın diliyle tüccar'ın nezdinde hepimize nasihat eder:
-Ey efendi! Ben esirlikten ölmeden önce ölerek kurtuldum; şimdi asıl geldiğim yere, vatanıma dönüyorum. Sen de benim gibi yaparsan, ten kafesinden selametle kurtulur, hürriyete kavuşarak asli vatanına, yani baban Hazret-i Adem'in geldiği yer olan cennete dönersin!.. Bu çamur bedenden sıyrılıp ulviyete kavuşursun; çok yücelirsin!..”
lawyer x
Adımı görünce endişelendiğim başlık. Müşerref oldum efendim. Bilgimizin kurşun, kalemimizin silah olması dileğiyle.
sezen aksu
aşırı derecede "overrated" abla ama garip bir dokunulmazlığı var. "sevmiyorum" demek ayıp, cehalet olarak addedilebiliyor.
kadir mısıroğlu
Belgesiz konuşmayan yazar. Üstelik belgelerin çoğunluğu da karşı mahallenin kaynaklarından oluyor. Hakkında hapse girmemek için aldığı deli raporu ve giyim kuşamı dışında eleştiri getirebileni görmedim. Hakkındaki suçlamalar, genellikle önü arkası kesik videolardan edinilen yarım yamalak bilgiler oluyor. "Keşke yunan galip gelseydi" sözü mesela. Videoda adamın "Yunan galip gelseydi dilini, dinini, kıyafetini değiştirmeyecek, din adamlarını asmayacaktı, bak trakya müslümanları olduğu gibi kaldı" diyor mealen. E Mustafa Kemal'e karşı obsesif malum.. "Yunan galip gelseydi" sözüyle de "Bu kırımı içimizden biri değil de elin gavuru yapsaydı zoruma gitmezdi"ye getirdiği çok açık.
beka meselesi
son dönemlerde Türkiye'nin Batı ve ABD'ye rağmen farklı düşünüp proaktif politika geliştirdiğinden beridir başlayan ekonomik ve politik haçlı saldırılarına karşı gündeme gelen meseledir. Fakat Türkiye'de olup da ABD'den icazet almaya alışmış olanlar "Beka Meselesini" anlayamamıştır ve küresel haçlı ittifakını değil de hedefteki Erdoğan'ı suçlamaktadırlar.
algida classics extra
Sadece şunu söylemek istiyorum;
Lütfen bu kafir mallerını kullanmayın. Subliminalini filan geçtim artık. Kasten oynanan bir oyun var. Bizim dnamızı, karakterimizi, sağlığımızı bozuyorlar. Domuz eti yemenin insanlara neler yaptığını bir araştırın, gittikçe domuzlaşıyoruz.
Ucuz diye çocuklara da alıyoruz üstelik.
Neticesi mi?
Kısır nesiller, IQsu düşük insanlar, karakteri bozuk, kavgacı ruh hali ve daha niceleri.
Ben elimden geldiğince kullanmıyorum artık. Dilerim devletimiz her şeyi kendisi üretir ve biz de bizi düşman olarak gören insanların ürettiği şeyleri kullanmak zorunda kalmayız daha fazla.
Lütfen bu kafir mallerını kullanmayın. Subliminalini filan geçtim artık. Kasten oynanan bir oyun var. Bizim dnamızı, karakterimizi, sağlığımızı bozuyorlar. Domuz eti yemenin insanlara neler yaptığını bir araştırın, gittikçe domuzlaşıyoruz.
Ucuz diye çocuklara da alıyoruz üstelik.
Neticesi mi?
Kısır nesiller, IQsu düşük insanlar, karakteri bozuk, kavgacı ruh hali ve daha niceleri.
Ben elimden geldiğince kullanmıyorum artık. Dilerim devletimiz her şeyi kendisi üretir ve biz de bizi düşman olarak gören insanların ürettiği şeyleri kullanmak zorunda kalmayız daha fazla.
will connolly
Kardeşimsin. Adamsın. Allah seni islam ile müşerref kılsın. Kendini bilmez bazı insanların ağır eleştirdiği insandır kendisi aynı zamanda. Ben de dahil olmak üzere kaç müslüman bu tepkiyi vermeye cesaret etti? Edebildi ya da edebilirdi ya da edebilecek? Kendisine kalben dua ediyorum. İnşallah 14 yaşındaki bir çocuğu ikna odasına alıp kendileri gibi faşistleştirmezler.
telefon alacaklara öneriler
iphone xr sizi x'a göre daha çok tatmin edecektir.
lawyer x
aramıza yeni katılan 2. nesil yazarımız, hoş gelmiş yeni entrylerini heyecanla bekliyor olacağız.
ne zaman evleneceksin sorusuna alternatif cevaplar
Yaş 29'a vurunca sürekli duymaya başladığım sinir bozucu soru. Evlilik konusunda herkesin bu şekilde konuşmaya hakkı varmış gibi davranması ayrıca sinir bozucu. Sanane kardeşim. Demek ki uygun biri yok, nasip gelmemiş. Muhabbet edecek konun mu yok. Bi de bunun bir üst versiyonu var "düğün yap da gelip göbek atalım" he sen 2 saat göbek at diye ben borç batağına gireyim değil mi? Çok haklısın
eggboy
Will Connolly isimli yiğit bir çocuğun, yaptığı eylem nedeniyle konulan lakabıdır. Bu yiğit henüz 14 yaşında olmasına rağmen yaptığı protesto ile tüm insanların gönlünde taht kurmuştur. "Müslümanlar terörist değildir. Terörizmin dini yoktur." diyen ve Camide 49 kişinin vahşice katledilmesi üzerine, Halen Müslümanlara terörist diyen Avustralya Senatörünün kafasına yumurtayı geçirip, tarihe geçmiştir.
Kendisi aşağıdaki açıklamayı twitter hesabından yaptıktan sonra twitter tarafından hesabı kapatılmıştır.

Seviyoruz seni eggboy
Kendisi aşağıdaki açıklamayı twitter hesabından yaptıktan sonra twitter tarafından hesabı kapatılmıştır.

Seviyoruz seni eggboy

erkekleri itici yapan özellikler
sakalı ile göğüs kıllarının birleşik ve aynı uzunlukta olması, bunu da utanmadan gömlek düğmelerini açarak sergilemesi.
ömer hayyam
Derler ki 3 yetim, dönemin askerleri tarafından muhafaza edilmek üzere alınır. Adet olduğu üzere yetimlerin akıbeti, dönemin en irfan sahibi kimsesine emanet edilecektir. Askerler üç çocuğu Somuncu Baba olarak bilinen hikmetli kişiye getirirler. Bu zat çocukları iki omzundan kavrar ve gözlerinin içine bakar.
İlk çocuk için:
- Bunu saraya verin, devlet adamı olsun.. der
İkincisi için:
- Bunu mektebe verin, ilim irfan öğrensin.. der
Üçüncü çocuk gelince bakar ki sırtında urbası eksik, çıkarır bi tane giydirir.
- Bu da kendi yolunu kendi çizecek.. der.
İşte bu üçüncü çocuk Ömer Hayyam'dır.
Diğer çocuklar mı?
Sırasıyla Melikşah'ın Veziriazamı büyük devlet adamı Nizamülmülk, diğeri de Haşhaşi'lerin lideri Hasan Sabbah..
İlk çocuk için:
- Bunu saraya verin, devlet adamı olsun.. der
İkincisi için:
- Bunu mektebe verin, ilim irfan öğrensin.. der
Üçüncü çocuk gelince bakar ki sırtında urbası eksik, çıkarır bi tane giydirir.
- Bu da kendi yolunu kendi çizecek.. der.
İşte bu üçüncü çocuk Ömer Hayyam'dır.
Diğer çocuklar mı?
Sırasıyla Melikşah'ın Veziriazamı büyük devlet adamı Nizamülmülk, diğeri de Haşhaşi'lerin lideri Hasan Sabbah..
