Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

iyi hal indirimi

kerim kerim · 19.03.2019 17:18 · 194 · #51479
Kendi kendinize “iyi hal indiriminden” yararlanıp tahliye olmak için geç kalmış değilsiniz. Masumiyet karinenize zarar gelmeden aklanıp temize çıkmak için lütfen yazımızı okuyunuz.

Kendini sürekli hatırlatan fakat daima ertelediğiniz işleri yapmadan “rahat edemeyenlerdenseniz” yalnız değilsiniz. Her zamanki gibi bir sorun ya da durumun başkalarında da olması hafifletici bir sebep sayıldığı için müsterih olunuz! Söylenmemiş sözler, yapılmamış işler ya da gidilmeyen yerler… Ne yapabildiğiniz ne de unutmaya çalışıp unutamadığınız bu takıntılar sizi serbest bırakıp terk edecek zannediyorsanız yanılıyorsunuz.

İnsanı en çok üzen de geçmişe dair üzüntü ve pişmanlıklardır. “Keşke, şöyle yapsaydım ya da şöyle söyleseydim” dediğimiz yaşantılar, söylenmemiş sevgi sözcükleri, özürler ve ziyaretler… Ben de kendi adıma aslında bu konularda çok başarılı değilimdir. Hep “ayıp olur, sonra söyleyeyim, şimdi zamanı değil” deyip kaçtığım durumlar da oldu. Hemen buradan kendime dair ciddi pişmanlıklar ve üzüntüler içerisinde olduğumu düşünenler olacaktır. Fakat sürekli kendini hatırlatan bir takıntım olmamakla beraber zaman zaman “şöyle yapsaydım” “böyle deseydim” gibi dediğimiz durumlar da olmuyor değil. Fakat biz bunları çoğunlukla unutmaya eğilim gösteririz. Yaşadığımız kötü anıları ve olayları da insan beyni unutup bilinçaltına atarak bir nevi savunma mekanizması geliştirip girerek kendimizi korumaya alırız. Böyle olmasaydı zaten, unutmasaydık bu olumsuz ve kötü anıların esaretine girerdik.

Bunları itiraf edip paylaşınca kendi vicdanımdan “iyi hal indirimi” alır mıyım bilmiyorum? Saç ve sakal tıraşı olup takım elbisemi giyip, kravatımı bağlayıp düğmelerimi de ilikledikten sonra vicdanımın karşısına geçince vicdanım da bu çabamı görmezden gelemeyecektir! Bunun neticesinde de “iyi hal indiriminden” yararlanarak kendimi tahliye edebilirim. İnsan kendi vicdanında kendisini tahliye edebilirse bundan ala huzur mu olur? Geçmişe dönük hata ve günahlarımızı epey bir süre sırtımızda bir kambur gibi taşımış ve bugünlere gelmiş iseniz, iyilik ve sevaplarınız da varsa vicdanınızın karşısına çıkıp adil yargılanma hakkınızı isteyin. Bazılarının yaptığı gibi Avrupa insan hakları mahkemesi gibi başka mahkemelerden medet ummak yerine kendi vicdanınızdaki mahkemeye başvurunuz. Sonuç istediğiniz gibi çıkmazsa bile yüce Allah'a bir temyiz başvurusu yapıp tövbe edebilirsiniz. Allah'ın rahmetine ve adaletine teslim olduktan sonra hangi mahkemeler sizi mahkûm edebilir?

Genellikle bütün suçlular “ben masumum” der! Elbette kader mahkûmları dediğimiz, her ne kadar tasvip etmesek de şartların ve zorlukların suça ittiği insanlar olabilir. Bunu sınanmadan bilemeyiz, bu nedenle insanları eleştirirken daima bir ölçü koymak gerekir. Fakat isteyerek ve bilerek suç işleyenler ise elbette “masum” değildir. Suçlarının karşılığını görmeleri gerekir ve ancak bu şekilde toplum nazarında bir huzura erebilirler. Vicdanları ise onları ilelebet mahkûm edebilir.

Kendi kendimize kaldığımızda “ben masumum” diyebiliyorsak ne mutlu bize! Biz de bundan faydalanmak için vicdanımıza teslim olduktan sonra iyi hal indiriminden yararlanmamızın kime ne zararı var?
Upvote 2
Downvote 0
0

büyük indirim

kerim kerim · 19.03.2019 17:17 · 590 · #51478
Bizim güzel yurdumuzun fedakâr firma ve AVM yönetimlerinin yaptıkları indirim ve kampanyaları görünce ister istemez duygulanıyorum! Bir firma bu kadar mı sever insanları, bu kadar mı düşünür ya!

Sürekli gördüğümüz kampanyalar, büyük puntolu indirim yazıları, kaçırmayın bu fırsatları, 9,99 TL etiketli ürünler, ayağınızı yerden kesecek kampanya, almazsanız pişman olursunuz gibi vb. bütün bunlar hepsi kapitalizmin bize kadar gelen sonuçlarıdır.

Ben bu kampanya ve indirimleri görünce acayip bir suçluluk hissediyorum. Sanki bana yapılan jest ve iyiliklere karşılık vermiyormuş gibi bir duyguya kapılıp kendime kızıyorum. Bu kadar da ilgisizlik fazla, çok ayıp deyip birkaç mağazaya girdiğim de doğrudur! Bizim böyle esnaf, firma ve AVM'lerimiz olduğu müddetçe sırtımız yere gelmez! Çünkü hiçbir Batı ülkesinde böylesine fedakârlık yapan AVM ve mağazaları göremezsiniz!

Daha geçen gün çarşı merkezinde yürüdüğüm sırada gözüme çarpan % 50–60 indirim yazan kocaman kocaman renkli yazıları görünce dayanamayıp içeri girdim. Bir iltifat, bir ilgi bir alaka sanırsın beni bekliyorlar… Giriş faslını geçtikten sonra içerideki reyonlara hızlıca bir göz atıp birkaç bir şey sorduktan sonra da konuyu asıl maksadım olan indirimli ürünlere getirdim. Vitrinde bahsi geçen indirimli ürünleri görmek istediğimi söylediğimde benim için bana gösterecek indirimli ürünlerinin olmadığını söylediler. Vitrinde neden böyle yazdıklarını sorunca da %50-60 rakamlarının yanında küçük 'dan başlayan indirimlerle yazısını göstererek indirim oranlarının ürünlere göre değiştiğini söylediler. Yaşadığım şaşkınlık ve hayal kırıklığını çabucak atlatıp hangi ürünler onları görebilir miyim diye sordum. Reyon görevlisi bana 2–3 tişört-penyeye benzer birkaç parça bir şeyler gösterdikten sonra anladım ki bu birkaç parça ürün için ciddi kampanyalar yürütüyorlar diye düşünceli düşünceli dışarı çıkıp bir süre üzüldüm!

Dışarı çıktıktan sonra “büyük indirimi kaçırdım mı acaba” diye bir müddet kararsızlık da yaşadığımı ifade edeyim. Hatta bir iki kez “geri döneyim de büyük indirimi kaçırmayayım” diye geri dönmeyi düşündüm! Neyse ki bu büyük indirimden daha çok insan veya başkaları da yararlanabilsin diye bir düşünce oluşunca kendi kendimi ikna ederek yoluma devam edebildim!

Sürekli camlarda, televizyonda, telefonda, el ilanlarında indirim ve kampanyaların hızı kesilmiyor. Firmalar doğal olarak yarış içerisindeler fakat ilginç olan tüketiciler de yarış içerisindeler. İhtiyaç olup olmadığına bakılmaksızın indirimde, kampanyada diye belki de hiç kullanmayacağımız şeylere para ödüyoruz. Bir karikatür vardı internette; İş makinesi satan bir mağazanın önündeki kepçede % 50 indirim yazan etiketi görünce kocasına ısrarla alalım diye işyerine sürükleyen kadını hatırlıyorum. Adam ne yapacağız diye söylendikçe kadın, çok iyi fiyat, indirimde bir daha belki bulamayız diye satın aldırmaya çalışıyordu.

Bu indirim kampanyalarının ikna edici bir tarafı zaten “Bir Daha Bulamayız” düşüncesidir. Bir tarih belirleyip, sözüm ona bu indirimli fiyatları bir tarih aralığına hapsederek sizi baştan kandırmış oluyorlar. Bir şey ihtiyaçsa hangi tarih olursa olsun zaten alırsınız. İhtiyaç değilse bazen bedava bile verseler evde yer işgal eder diye almak istemeyenler de olabiliyor. Buradaki anahtar kavram ihtiyaç olup olmadığıdır.

İhtiyaç olmayan indirim ürünlerini hangi fiyata alırsanız alın pahalıdır. Çünkü birçok ihtiyacına çözüm olacak cebindeki paranı kullanmış olup gerektiğinde ihtiyacın olanı almak için bile takas edemeyeceğin bir ürünü almış oluyorsunuz. Zaten firmalar da genellikle çok satılan ürünleri değil de eski ya da satılmayan ürünler için indirim veya kampanya yapmaktadırlar.

Sözün özü alışverişte ihtiyaç değerlendirmesi yapıp öyle karar vermek gerekir. İhtiyaç fazlası ürünler için cimri olmak gerekir. Bu kampanya ve indirimlerin rüzgarına kapılmamak için reklamların dilini iyi okumak gerekmektedir.
Upvote 3
Downvote 0
1

ormancı

kerim kerim · 19.03.2019 17:16 · 1120 · #51476
ormancının inadı

Hepimizin severek dinlediği ve sözlerindeki hüznü, müzikle hafifletilerek bestelenmiş olan ormancı türküsünün ardında acı bir hikâye vardır. Cumhuriyet kurulalı çeyrek asır olmuş, yoksulluğun ülkenin her köşesine sindiği bir dönemde bir kasabada yaşanmış olayın insanlar üzerinde bıraktığı acı ve hüznün ifadesidir Ormancı Türküsü.

Hikâyenin özeti, kasabada bir yangın olmuştur ve sonraki günde de 1946 seçimleri yapılmıştır. Ormancı, köyün muhtarından, yangınla ilgili tutanağı köy bekçisi ile nahiyeye/ilçeye göndermesini istemiş, muhtar da seçim sonuçlarının daha önemli olduğunu söylemiştir. Hangisinin önce gideceği konusundan başlayan tartışma, ormancının bıçak çekmesi ve muhtarın arkadaşı ağa oğlu Bay Mustafa'nın ormancıya korkutma amaçlı attığı kurşunun sekerek tavla oynadığı köy muhtarına isabet edip vefat etmesiyle sonuçlanmıştır. Muhtarın toprağa, Bay Mustafa'nın hapishaneye, Ormancının da köyden ayrılması ile sonuçlanmış ve kendilerinde ve geride kalanlarda acı, üzüntü ve pişmanlık bırakmıştır.

Ormancının ısrarı ve inadının olayı taşıdığı boyutun benzerleri ile çok kez işitmekte ve karşılaşmaktayız. Ormancının bu ısrarının psikodinamiğini anlamak için o günün şartlarını anlamaya çalışmak gerekmektedir. O günün koşullarını anlamadan olayı anlamak ve değerlendirme yapmak pek mümkün olamayacaktır. Sahi, ormancının bu anlamsız ısrarı nedendir? Köy muhtarına dediğini yaptırtarak bir üstünlük kurma isteği mi amaçlamıştı? O yıllarda Ormancı, taşrada, köyde ve dağda en etkili ve çekinilen kişi idi.

Çünkü yoksulluğun memleketi esir aldığı o yıllarda yakacak odunu olmayan köylü, mecburen dağa gidecek ve ağaç kesip çoluk çocukları ile ısınacaktır. Bunun önündeki en büyük engel ise, görevi ormanı ve ağaçları korumak olan, o günlerde taşrada, köyde ve dağda insanların kendisinden çekindiği Ormancılardır.

Belki de bütün bunların tek sebebi, Ormancının alkollü olduğundan dolayı tartışıp kavga çıkardığıdır. Her neden olursa olsun “yoktan bıraktın bir acı” sözlerindeki sitem çok güçlüdür. Hatta bu sitemden günümüz Ormancıların rahatsız olduklarına dair bir haber okuduğumu da hatırlıyorum. Elbette genelleme yapamayız ve Ormancılar da meslekleri de saygıya değerdir. Ormancılar haklı olarak bozulduğunu düşündüklerini imajları için bir de türkü besteleme çalışmaları yapmışlardı sanırım.

Ormancılar, zannedildiği gibi sadece mahkeme tutanaklarında değil, türküde olduğu gibi fıkralarda da geçmektedir. Çünkü toplumsal yaşam, ekonomik ve kültürel şartlar, insanların tutum ve davranışlarına yön vermekte ve etkilemektedir. Yaşadığımız sorunların bireysel bir yönü olduğu kadar, toplumsal bir yönü de vardır. Kaymakam hikayesi de Ormancının, Orman Köylüsü üzerindeki etkisini ve gücünü göstermesi açısından önemlidir. Meşhur bir hikâyedir, Bir kaymakam bir gün bir orman köyüne gitmiş, bakmış ki kimse kaymakamı tınlamıyor. İtibar eden yok, karşılayan yok, yoldan geçen yaşlı bir nine önüne gelmiş sormuş:

— Oğlum sen necisin?

— Kaymakamım Nine, köyü denetlemeye geldim. neden burada bana kimse bakmıyor?, deyince,

— Nine; Biraz daha okusaydın da Ormancı olsaydın oğlum, herkes sana hürmet gösterirdi…

Türküsünden fıkrasına kadar o günlerin şartlarında yaşanmış olayları unutmak güç olmaktadır. Bugün dinlediğimiz Ormancı türküsünün hikayesine benzer birçok hikaye vardır Anadolu Bozkırlarında… Hepsi de bir o kadar acıklı ve hüzünlüdür, bir o kadar yaralarda kendini gösterir. Ormancının kaderi ise onun sanatla buluşturulmuş olmasıdır. İşin ilginci, Ormancı türküsünün hikayesini dinledikten sonra türküden eskisi kadar keyif almadığım gerçeğidir. Türküyü dinleyince bir hüzün sarıyor dört bir yanımı, çünkü bir zamanlar yaşanmış acı bir olayın türküsünü dinlerken keyif almak yerine üzüntü ve hüzün baştan aşağı kucaklıyor. Bugün de kolaylıkla çözülebilecek problemler, insanların doğru ve rasyonel bir yaklaşımla değil de, hırs, güvensizlik ve şiddet ile çözmeye çalışmak seçildiğinde karşımıza olayın, sorunun kendisinden daha fazla acı ve hüzün çıkmaktadır. Bu nedenle herkesin kendine ve başkasına güven duyduğu, sevgi ve saygının önemli bir düstur olduğu, sorunların yine konuşarak veya meşru alternatifler geliştirerek çözülmeye çalışılmasında herkes için yarar vardır.

Ormancının türküsü bizi aldı buralara kadar getirdi, ben yazarken siz okurken şüphesiz aynı hüzün ve acıyı yaşadınız, biraz da yorulmuşuzdur değil mi? Bu yazıyı okuduğunuz için olsa gerek artık eskisi kadar keyif de alamayacaksınız Ormancı Türküsünden ki zaten bazı Türkülerden keyif alınmaz!
Upvote 2
Downvote 0
0

bebek kokusu

nushirevan nushirevan · 19.03.2019 17:11 · 910 · #51474
eğer sigara kullanmıyor ve mantar hastası değilseniz, uzun süre hamamda kaldığınızda soğumadan hemen öncesinde sahip olmaya yaklaşabileceğiniz koku. çünkü kokular, genellikle mikro partiküllerden oluşur ve vücudunuza, elbiselerinize yapışır.. temizlendiğinizde üzerinizdeki partikülleri atmanızı sağlar ve kısa bir süre bebek kokusuna yakın koku elde edersiniz. aslında bebek kokusu denilen şey, herhangi bir partiküle sahip olmayan pürüzsüz bebeğin kokusuzluk halidir.

bunu antilop yavrularında da görebilirsiniz. doğum yapan bir antilop, aslanlar için kolay avdır. yırtıcı yaklaşırken antilop doğurur ve kaçmaya başlar. yavru henüz ayaklanmadığından otlar arasında görünmezdir. aslan onu gözüyle bulamadığı sürece koklayarak bulamaz çünkü bu yavru da doğduğunda kokusuzdur.
Upvote 5
Downvote 0
2

bmw'nin çalışanlarına türkçe konuşma yasağı getirmesi

safiyeloren safiyeloren · 19.03.2019 16:58 · 1734 · #51471
Can sıkıntısından, misilleme tarzında pozisyonunun ne olduğu bile belli olmayan bi kişinin gerçi bu merkel olsada değişmez, kendi çapında yaptığı bi girişim.

Malesef bu en çok yapan kişinin başını ağrıtacaktır. Okay racistlik var avrupa da. Ama bunu dil özgürlüğüne karşı çıkacak kadar ileriye götürmezler, götüremezler.

Zaten varoş bi ustanın alt personele uygulamaya çalıştığı bişey olmuşki havada kalmış. Ha bundan sonra ne olur?
Bizim türkler döver onu.
Upvote 3
Downvote 0
2

bench press

caksoy58 caksoy58 · 19.03.2019 16:57 · 1097 · #51470
yıllarca, göğüs geliştirmede en etkili hareket olarak zikredildi. lakin, geçtiğimiz günlerde bu hareketin göğüsler için pekte etkili olmadığının iddia edildiği bir video izledim.

iddia sahibi bu konuda uzman biri, savaş cebeci tabi, detayı nedir bilemiyorum. günahı boynuna.

YouTube video
Upvote 1
Downvote 0
1

celal şengör

nushirevan nushirevan · 19.03.2019 16:56 · 2125 · #51469
Dünyadaki örneklerinin aksine, turkiyedeki ateistlerin kronik obsesif islam düşmanlığına sahip bilgili abi.. "hayır ateist değil misin, senin bütün dinleri eleştirmen lazım neden sadece islam?" diye sorarlar
Upvote 4
Downvote 0
0

otomobil kullanmak

safiyeloren safiyeloren · 19.03.2019 16:51 · 1230 · #51468
Sevgili eşimle en çok bu sebepten tartışıyoruz biz. Evet sol şerit meselesi.
Bana kalsa sabit hızla orta şerit. En azından daha güvenli kendimi emniyette hissediyorum. Hayır sağ da olabilir ama otoban çıkışları çok olduğu için oda biraz diğer sürücüleri engellemek adına tehlikeli.
Demem o ki; eşim kullandığında sağ ayak bileğim point pozisyonunda. Olmayan frene basıyorum sürekli. O degil sol elimde el freni düğmesine en yakın mesafede.

Aslında çok iyi kullanır bunun cidden güvenle bi alakası yok. Sadece orta şeritte ki adamlara güvenmiyorum. Tamam kabul eşimin refleks olayı benimki kadar iyi değil. Galiba herkes kötü bu konuda. Bi çok kişiyi ani manevralarda başarısız buluyorum, geç kalmış buluyorum.
Yazarken bile gerildim şu an.

Sonuç olarak başkasının kullandığı arabayı sevmiyorum.
Upvote 2
Downvote 0
1

celal şengör

kerim kerim · 19.03.2019 16:46 · 2125 · #51465
ben bu şengörü görünce şergör olarak aklıma geliyor bunun yanında ilginç sıra dışı yaklaşımları ve beslenme tarzı (bok yenir gibi bir haberi vardı yanlış hatırlamıyorsam, yanlışım varsa düzeltiniz) ile evrim sürecini tamamlamamış gibi düşünceler aklıma geliyor. zaten kendisi de evrim teorisine inandığı için bu son düşünceme itiraz etmeyecektir. bilim adamı olabilir lakin daha çok film adamı gibi gündeme gelmesi de çok şaşırtıcı
Upvote 1
Downvote 0
0