Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

kullanmayı ve kullanılmasını sevmediğiniz kelimeler

mahur mahur · 09.02.2020 19:11 · 1007 · #73017
Duyduğunda insanı ifrit eden, tüylerinin diken diken olmasına sebebiyet veren tekrarlanması halinde bünyede bulantı hissi uyandıran, cileden çıkartan kelimelerdir.
Aynen
Yıkılıyo
Anladın mı, anlatabiliyor muyum
Kastım ( şu günlerde kazanmak demekmiş)
..of, oha falan oldum yani...
aşkitom, beybisi
Upvote 2
Downvote 0
2

tag

nushirevan nushirevan · 09.02.2020 18:38 · 189 · #73016
Türkçesi etiket, tabela, belirteç. Sosyal medyadaki gönderileri kolayca kategorize edebilmek ve aranıldığında kolayca bulunabilmesini sağlamaya yarayan diyez # işaretini takip eden kelime veya kelimeler. Çoğu zaman beğeni kazanmak için türkçesi ile beraber ingilizcesi, fransızcası, sanskritçesi bile yazılıyor peşine. Bazen o kadar şaşkoloz tag'ler görüyorsunuz ki adam fotoğraf mı paylaşıyor birleşmiş milletler güvenlik konseyini mi topluyor anlayamıyorsunuz.

#Bıktıkusandıkya
Upvote 3
Downvote 0
0

churchill

mahur mahur · 09.02.2020 17:05 · 1256 · #73015
Soda, tuz ve limonla yapılan bir içecektir. Bardağın dibine yarim limon suyu bir çimdik tuz atılır ve yavaş yavaş soda ilave edilir. Sodayı Hızlıca eklerseniz limon ve tuzla tepkimeye girer ve gözlerinizin önünde taşıp gider. Oldukça değişik ve hoş bir içecektir. Tavsiye ederim.
Upvote 2
Downvote 0
1

vahşi şeyler ülkesinde

mahur mahur · 09.02.2020 16:57 · 340 · #73014
1963 yılında yayınlanmış ve yazar Maurice Sendak tarafindan yazılmış bir kitaptır. Yayınlanmasının üzerinden elli yılı geceli çok olup altmışına merdiven dayamış bir çocuk kitabıdır. Ayrica belirtmeliyim ki üzerinden bir ömür geçmesine rağmen hala güncelliğini koruyabilmiş nadir bir çocuk kitabıdır. Zaman ne kadar gecsede insan hep aynı insan olduğunun göstergesidir. O zamanın anne babaları ve çocuklarının şimdilerden pekde farkı olmadığını kanıtlayan bir eser. Zannediyorum ki bin yıl öncede pek bir değişiklik yoktu ve bin yıl sonrada değişen ufak tefek değişikler sonucunda herşey aynı olacaktır. İçeriğini fevkalade begendigin bir kitaptır. Bir tek yazılanlar değil aynı zamanda görsel acıdan da doyurucu bir kitap. Harika resimler, harika bir hayal gücünün ürünüdür.
Upvote 2
Downvote 0
0

han duvarları

nushirevan nushirevan · 09.02.2020 13:09 · 596 · #73013
%85'inin şair olduğu caanım memleketimde benim de şiir yazmama yol açmış şairin otoyol gibi şiiridir. Vezin, ölçü filan hep bu adam yüzünden litratürüme girdi. Mekânın cennet olsun adam.
Upvote 4
Downvote 0
2

insana huzur veren şeyler

mahur mahur · 08.02.2020 17:49 · 1848 · #73008
Kosturmacali bir günün ardından, Herkes gece uykuyuya dalıp ev sessizliğe büründüğü sırada azıcık kitap okumak ve hayallere dalmak. Başka dünyalara gitmek, başka insanlarla vakit geçirmek gibi geliyor bana.
Upvote 2
Downvote 0
1

han duvarları

mahur mahur · 08.02.2020 17:43 · 596 · #73007
faruk nafiz çamlıbel'in En meşhur şiiridir.

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Upvote 3
Downvote 0
2

stajyer

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:12 · 1116 · #73005
şimdi film güzeldi ama gerçek hayatta bu görevi almak için bir şey diyemeyeceğim. çünkü ben tüm stajlarımı lafta yaptım. tek yaptığım şey bilgisayar başına oturup eser kaydı tutmaktı.
Upvote 2
Downvote 0
0

alman fritz kramp

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:03 · 2635 · #73003
Yönettiği ve Ümmü Gülsüm'ün beyaz perdede ilk kez göründüğü Vidad (Arzu) Mısır Stüdyosu'nun ilk önemli filmi sayılır. Bu film Venedik Film Festivali'ne de katılmıştır. Lashin ise bir Ortaçağ derebeyi ile aydın bir subay arasındaki çatışmadan yola çıkarak, Kral Faruk yönetiminin beceriksizliklerine göndermeler yaptı.
Upvote 2
Downvote 0
0