90lı yıllarda çocuk olanlar iyi bilir. Mahallede oynayıp susayınca kimin evi yakınsa ki (genellikle 1.katta oturan arkadaşların evi olurdu bu) koşa koşa su içmeye gidilirdi. Arkadaşın annesi tüm çocuklara su verirdi, aynı bardakla hepimiz içerdik. Ben üzülürdüm ya, neden hep rukiye'nin annesinden su istiyoruz neden biz de 1.katta oturmuyoruz diye.
Bir de yine aynı yıllarda akşam ezanı okununca eve gitme muhabbeti vardı. Buna da çok bozulurdum. O ezan hep oyunun en güzel yerinde başlardı okunmaya. Hey gidi. Yaşlandık yahu. Yaş aldık.
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
türk dizileri
Genelleme yapmamak gerekir çok kaliteli Türk dizileri de var
türk dizileri
İhracatında en iyi olduğumuz konudur. Mesela Güney Amerika'nın herhangi bir ülkesinde dizilerimizin izlendiğini görebilirsiniz.
aldatıldığını 21 yıl sonra öğrenen adam
Sekülerlerin adı çıkmış.
Bakın bu olayın ve benzeri bir çok olayın kahramanlarının profilleri neredeyse birebir aynı. İnanmayan açsın ve Müge anlı izlesin Aklınız durur !
Kıyafet tek tip, aile yaşantısı aynı, inanç baskısı ile yetiştirilmiş, "ahlaklı babaları ve abileri tarafından" tüm yaşamları kontrol Altında tutulmuş, özgür birer birey olmasının önüne geçilmiş ve sonuç ortada! yalanlar üzerine yaşanan koca bir 21 yıl. Adama üzülüyorum. Hayatının en güzel yaşlarını bir yalanla yaşamış yazık. Bu kadın ömür boyu hapsi haketmiş bir kadın. Ama konumuz o değil
Konumuz ailelerin çocuk yetiştirmekten aciz olması. Muhafazakar kesimin başa örtüsü takınca kendini mükmell bir insan olarak görmesi/göstermesi. Yine bu kesime bakan gözlerin bunları birer ahlak abidesi olarak görmesi/düşünmesi.
Temel sorun cahillik, inanç sistemi ve istismar.
Bakın bu olayın ve benzeri bir çok olayın kahramanlarının profilleri neredeyse birebir aynı. İnanmayan açsın ve Müge anlı izlesin Aklınız durur !
Kıyafet tek tip, aile yaşantısı aynı, inanç baskısı ile yetiştirilmiş, "ahlaklı babaları ve abileri tarafından" tüm yaşamları kontrol Altında tutulmuş, özgür birer birey olmasının önüne geçilmiş ve sonuç ortada! yalanlar üzerine yaşanan koca bir 21 yıl. Adama üzülüyorum. Hayatının en güzel yaşlarını bir yalanla yaşamış yazık. Bu kadın ömür boyu hapsi haketmiş bir kadın. Ama konumuz o değil
Konumuz ailelerin çocuk yetiştirmekten aciz olması. Muhafazakar kesimin başa örtüsü takınca kendini mükmell bir insan olarak görmesi/göstermesi. Yine bu kesime bakan gözlerin bunları birer ahlak abidesi olarak görmesi/düşünmesi.
Temel sorun cahillik, inanç sistemi ve istismar.
kazık yemenin işaretleri
Bu fiyat bugün son, yarın gelseniz bu fiyattan alamazsınız.
aldatıldığını 21 yıl sonra öğrenen adam
Bu tip olaylara örnek teşkil edecek şekilde ciddi bir tazminat alması gereken, büyük ihtimalle iyi niyetli saf bir adam, babalarının aslında babaları olmadığını öğrenen, muhtemelen ciddi travma yaşayan/yasayacak olan çocuklar, adamı en az üç kez aldatmış, bunu yıllarca saklayabilmiş ve sırf kocasına olan öfkesi nedeniyle çocuklarını umursamadan, yaptığı rezaleti öylesine pat diye söyleyen bir kadın. Söylenecek pek bir şey yok zaten. Herkes kendi dünyasında yaşamış, tabi birininki çok daha renkli geçmiş.
internet fenomenlerin kafayı yemesi
Konu ile ilgili daha önce de yazmıştım. şeyhler vs fenomenler bu iki grupta insanların birer yansıması. Olmak istedikleri ama olamadıkları,nefret ettikleri ama imrendikleri. Aslında bu iki insan modelide, içimizde ki gizli benliğin birer yansıması diye düşünüyorum. İçimizde ki serbest bırakmak istediğimiz ama zaptettiğimiz kötü bir yanımız gibi.
Bakın açık söylüyorum, bu insanlar kötü çok kötü. Kendi menfaatleri için yapamayacakları bir şey yok. Bizlerin hayal ettiğinden çok daha alçalabilir, aşağılaşabilirler, Düşündüğümüzden çok daha fazla ileri gidebilirler. Yeterki içlerinde ki dinmeyen ilgi bağımlılığını dindirebilsinler.
Sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın birer sorunudur bu insanlar. Bu beğenilme arzusu hepsinin/hepimizin sonu olacaktır. Black miror izlemenizi tavsiye ederim.
Teknolojinin canavarı yakında kendi çocuklarını yiyecektir.
Bakın açık söylüyorum, bu insanlar kötü çok kötü. Kendi menfaatleri için yapamayacakları bir şey yok. Bizlerin hayal ettiğinden çok daha alçalabilir, aşağılaşabilirler, Düşündüğümüzden çok daha fazla ileri gidebilirler. Yeterki içlerinde ki dinmeyen ilgi bağımlılığını dindirebilsinler.
Sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın birer sorunudur bu insanlar. Bu beğenilme arzusu hepsinin/hepimizin sonu olacaktır. Black miror izlemenizi tavsiye ederim.
Teknolojinin canavarı yakında kendi çocuklarını yiyecektir.
yevgen seleznov
yakın bir zamanda galatasarayda görürsek şaşırmayacağımız forvet.
internet fenomenlerin kafayı yemesi
İnternet fenomenleri kafayı falan yemedi zaten aptalın tekiydiler (tüm fenomenleri kastetmiyorum kafayı yedi denilenleri kastediyorum) olan tek şey ülkemizde bu tip sakatları fenomen hale getiren boş bir kitle var. Son örneği de murat özdemir oldu. Masterchef programında yaptıgı sakat sakat hareketleri yine bu kitle "eğlenceli" olarak nitelendirip tanınmasını sağladılar. Bu kitle akıllanmadığı sürece bunun gibi gelecek yeni sakatlar da medyada tanınmaya devam edecektir.
gecenin şiiri
mağarada yas tutan mecdelli gibi,
ne zaman sevebileceğim seni?
ne zaman bitecek sürgünüm?
ne zaman girebileceğim evine?
seni aradığım zamanlarda,
göstermişti nereye gideceğimi,
orleans'ın bakiresi, puslu yolda,
yanında keruvlar'la.
ne zaman sevebileceğim seni?
ne zaman bitecek sürgünüm?
ne zaman girebileceğim evine?
seni aradığım zamanlarda,
göstermişti nereye gideceğimi,
orleans'ın bakiresi, puslu yolda,
yanında keruvlar'la.
murat özdemir'in papağana işkence etmesi
ne denli aşağılık bir yaratık olduğunu herkese gösteren durumdur. büyüyen tepkiler neticesinde çok geçmeden gözaltına alınmıştır. gözaltına alındığı görüntülerde de halen "acun" diye anırıyor olması bir ayrı ironi. acun ılıcalı da bu videolardan sonra resmi twitter hesabından "Hayvanlara yapılan zulmü lanetliyorum, yüce yargının bu insan müsveddesi için gerekeni yapacağına inanıyorum." şeklinde açıklama yapmıştır.
zaten daha önceden de suç defteri epey kabarık olan bu ruh hastası bu sefer umarım ya tımarhaneye ya hapishaneye kapatılır.
zaten daha önceden de suç defteri epey kabarık olan bu ruh hastası bu sefer umarım ya tımarhaneye ya hapishaneye kapatılır.

gecenin şiiri
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
tezgaha bağlanan güvercinin bilet satışlarını arttırması
Adana'da Ali Münir Caddesi üzerinde seyyar Milli Piyango bileti satıcılığı yapan Halit Akdeniz, daha fazla bilet satabilmek için adını “Talih Kuşu” verdiği güverciniyle birlikte satış yapıyor. Yaklaşık 5 yıldır bu işi yapan satıcı tezgahına bağladığı güvercinden önce 100-150 arası (günlük) bilet satabiliyorken şimdilerde 2 katına çıktığını belirten satıcının dediklerine göre özellikle güvercinin üzerine pislediği piyango biletlerinin vatandaş tarafından tercih edildiğini haliyle satışlardan oldukça memnun olduğunu belirtti.
İkramiye kazanmak isteyenlerin dikkatini çekmek için böyle bir yola başvurduğunu ifade eden bilet satıcısının başvurduğu yöntemle oldukça vatandaş nezdinde dikkat çektiği kesin!
Üste pisleyen kuştan medet uman toplum haline geldiğimiz için gülsem ağlasam mı dediğim haberi en iyisi gülerek sizlerle paylaşayım dedim.
İkramiye kazanmak isteyenlerin dikkatini çekmek için böyle bir yola başvurduğunu ifade eden bilet satıcısının başvurduğu yöntemle oldukça vatandaş nezdinde dikkat çektiği kesin!
Üste pisleyen kuştan medet uman toplum haline geldiğimiz için gülsem ağlasam mı dediğim haberi en iyisi gülerek sizlerle paylaşayım dedim.
aaahh belinda
atıf yılmaz'ın yönettiği, barış pirhasan'ın muhteşem senaryosu ile can bulan 1986 yapımı türk filmi. müjde ar ve macit koper ile renklenen bu film sinema tarihimizin ilk fantastik filmlerinden biri olarak gösterilebilir. filmi izlerken "noluyo amk" moduna girilmesi çok hoş oluyor. müziklerini yapan rahmetli onno tunç'a sormak lazım, neden bu kadar temaya uygun değil diye, fakat yapılmış artık yapacak bir şey yok.
türk kadını o zamanlar ikiye ayrılmış. birinin adı naciye birinin adı ise serap.
türk kadını o zamanlar ikiye ayrılmış. birinin adı naciye birinin adı ise serap.
çocukken isyan ettiren olaylar
2005 senesi, pardon filmi yeni çıkmış. dvd satın alınmış evde cümbür cemaat oturuyoruz. 11 yaşındayım ve hayatın gerçeklerinden o kadar haberdar değilim. evde sülalecek -cidden sülalecek bu arada dayıdan amcaya tüm çift taraflı aile var neredeyse- film izleniyor. meşhur şişme bebek sahnesine kadar ben dahil filmi herkes evde izliyor, kahkahalar atılıyor ve üstüne tartışılıyor. sahneyi görünce bizimkiler benim sansür yememe sebep oldu. yine de izleyip dayım ve anneme dönüp "benim şişme bebeğim neden yok? bana da alın." deyince okkalı bir dayak yemiştim. sonra akıllanmayıp haftada 3 kere şişme bebek muhabbetini açtım bilmeden, sonrası malum. her dayak yediğimde biraz daha isyan edip olaydan 3 sene sonra şişme bebeğin ne olduğunu kavrayınca bir süre ailede dalga konusu olmuştum.
dayak yenildi, şişme bebek öğrenildi.
dayak yenildi, şişme bebek öğrenildi.
